Azize Berna
Azize Berna

Köşe Yazarı

Fay hattına kurulan ilişkiler

6 dk okuma
Fay hattına kurulan ilişkiler

Fay Hattının Üzerine Kurulan İlişkiler
Bir binayı ayakta tutan şey, dış cephesinin ihtişamı değil, üzerine inşa edildiği zemindir. Eğer o zemin aktif bir fay hattının üzerindeyse, bina ne kadar sağlam ve gösterişli görünürse görünsün, ilk büyük sarsıntıda çatlaması, hatta yıkılması kaçınılmaz olabilir. İnsan ilişkileri ve evlilikler de aslında aynı ilkeye dayanır. Bir ilişkiyi ayakta tutan yalnızca aşk değildir; aşkın üzerine kurulduğu psikolojik, duygusal ve karakter temelleridir.
İnsanlar çoğu zaman bir ilişkinin neden bittiğini anlamaya çalışırken son yaşanan olaya odaklanırlar. "Bir kavga yüzünden ayrıldılar.", "Kıskançlık evliliği bitirdi.", "Maddi sıkıntılar onları ayırdı." deriz. Oysa bunlar çoğu zaman yıkımın nedeni değil, yalnızca görünen sonucudur.
Gerçek neden, ilişkinin en başında atılan temelde saklıdır.
Peki, ilişkilerde "fay hattı" nedir?
Çözülmemiş çocukluk travmaları, sevgi eksikliği, güvensizlik, sağlıksız bağlanma biçimleri, duygusal olgunluk eksikliği, sorumluluk almaktan kaçınma, iletişim becerilerinin gelişmemiş olması ve kişinin kendi iç dünyasıyla henüz barışamamış olması… İşte bunlar, bir ilişkinin görünmeyen fay hatlarıdır.
İlişkinin ilk dönemlerinde bu kırılganlıklar çoğu zaman fark edilmez. Aşkın heyecanı, romantizm ve yoğun ilgi birçok eksikliği bir süreliğine örtebilir. Ancak hayat, yalnızca mutlu anlardan ibaret değildir. Maddi sorunlar, iş stresi, çocuk sahibi olmak, aile içi problemler, sağlık sorunları ve yaşamın beklenmedik krizleri ortaya çıktığında, ilişkinin gerçek dayanıklılığı sınanmaya başlar.
Duygusal yaralarını henüz iyileştirememiş bir insan, çoğu zaman bunun farkında bile olmadan geçmişini partnerine taşır. Çocukluğunda yeterince sevgi görmeyen biri, sevgiyi sürekli ispat edilmesi gereken bir duygu sanabilir. Sürekli onay bekleyebilir, terk edilme korkusu yaşayabilir, aşırı kıskanç davranabilir ya da en küçük tartışmayı ilişkinin sonu gibi algılayabilir. Bir başkası ise tam tersine duygularını bastırır, yakınlaşmaktan kaçınır ve partneriyle derin bir bağ kurmakta zorlanır.
Aslında anlaşamayan iki insan değildir; çoğu zaman iyileşmemiş iki geçmiş tranvaları karşı karşıya gelir.
Bir başka önemli nokta ise biyolojik yaş ile duygusal olgunluğun aynı şey olmamasıdır. İnsan belli bir yaşa gelmiş olabilir; ancak evliliğin gerektirdiği empatiyi, fedakârlığı, öz eleştiriyi, öfke kontrolünü ve kriz yönetimini henüz öğrenmemiş olabilir. Oysa evlilik yalnızca aynı evi paylaşmak değildir. Birlikte büyüyebilmek, zor zamanlarda birbirine güven verebilmek, sorunları konuşarak çözebilmek ve ortak bir gelecek inşa edebilmektir.
Sevgi de sanıldığı gibi yalnızca hissedilen bir duygu değildir; aynı zamanda öğrenilen ve geliştirilen bir beceridir. Saygıyı, güveni, şefkati, dinlemeyi ve karşısındaki insanı olduğu gibi kabul edebilmeyi içerir. Çocuklukta bu duyguları yeterince deneyimleyemeyen bireyler, yetişkinlikte farkında olmadan partnerlerinden eksik kalan sevgilerini tamamlamalarını bekleyebilirler. Oysa hiçbir eş, diğerinin çocukluğunu yeniden yaşayamaz ya da geçmişte açılan yaraları tek başına iyileştiremez.
İşte bu nedenle yalnızca birbirini sevmek, uzun ömürlü bir ilişki kurmak için yeterli değildir. Çünkü sevgi tek başına sağlam bir temel oluşturmaz. Sağlam temel; güvenle, duygusal olgunlukla, sağlıklı iletişimle, empatiyle, sorumluluk bilinciyle ve karşılıklı emekle inşa edilir.
Tıpkı fay hattı üzerindeki bir binanın ilk büyük depremi beklemesi gibi, sağlıksız temeller üzerine kurulan ilişkiler de ilk büyük krizlerini bekler. O kriz geldiğinde sorun aslında kriz değildir. Sorun, ilişkinin en başından itibaren sağlam bir zemine oturtulamamış olmasıdır. Maddi sıkıntılar, kıskançlık, iletişim problemleri veya aile baskısı yalnızca görünür nedenlerdir. Gerçek neden ise yıllarca görmezden gelinen kırılganlıklardır.
Bu yüzden insanlar eş seçerken yalnızca dış görünüşe, yakışıklılığına ,güzelliğine, mesleğe, statüye ya da maddi imkânlara değil; karşısındaki insanın karakterine, duygusal olgunluğuna, sorumluluk alma becerisine ve geçmişiyle yüzleşme cesaretine de dikkat etmelidir. Çünkü güçlü ilişkiler tesadüfen kurulmaz. Kendini tanıyan, eksiklerini kabul eden, gerektiğinde değişmeye cesaret eden ve birlikte büyümeyi seçen iki insanın ortak emeğiyle inşa edilir.
Unutmayalım...
Bir ilişkiyi yıkan şey çoğu zaman yaşanan kriz değildir.
İlişkiyi yıkan, o krizi taşıyabilecek kadar sağlam olmayan temeldir.
Çünkü fay hattının üzerine kurulan her yapı, er ya da geç ilk büyük sarsıntıyla sınanır. İlişkiler de bundan farklı değildir. Sağlam ilişkiler ise hiç sarsılmayan ilişkiler değil; her sarsıntıya rağmen yıkılmayan, birlikte yeniden ayağa kalkabilen ilişkilerdir.

Bu yazıyı paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.