Hayat, yüzleşecek cesareti olmayanların bıraktığı sessiz boşluklarla doludur.
Bağlanmanın getirdiği o derin sorumluluktan ölesiye korkanlar, en iyi bildikleri eyleme sığınırlar: Arkalarına bakmadan firar etmek.
Kelimelerin ve sorumlulukların ağırlığını taşıyamayacak kadar aciz olduklarında, kaçmayı bir özgürlük sanırlar.
Kalıp hesaplaşmak, insanın kendi gölgesiyle yüzleşmesini gerektirir; oysa kaçaklar, kendi içlerindeki yarım kalmışlığı hep bir başkasıyla, alelacele kurulmuş sahte vitrinlerle yamamaya çalışırlar.
Çok geçmeden, yeni birinin gölgesine sığınarak ürettikleri o sahte mutluluk pozlarını önünüze düşürürler.İşte tam bu noktada, o kaçışın ve sergilenecek sahte neşenin ruhunuzda yaratacağı tahribatı önceden gören bilge bir akıl devreye girer.
Bu, insanın kendi kalbini korumak için geliştirdiği en inceline, en felsefi savunma sanatıdır: Zamanlama Stratejisi. Bunu, bir satranç oyuncusunun oyunun sonunda attığı o öngörülü adıma benzetebiliriz.
Rakibin hamlesini adım gibi bilirsiniz; o hamlenin size zarar vermesini beklemek yerine, oyunu kendi belirlediğiniz bir noktada kilitlemeyi seçersiniz.
Sizin sosyal medyadaki o son dokunuşunuz, o kaçağın ezberini bozan o minik "beğeniniz", aslında tahtadaki son taşı oynamaktır. Bilirsiniz ki yüzleşmekten korkan o insan panikleyecek, o fotoğraflarla canınızı yakma fırsatını bile bulamadan, sırf kendi suçluluğunu örtbas etmek için o bildik refleksle "engelle" butonuna basacaktır.
O parmak ekrana indiği an, sizin sahneden asaletle çekildiğiniz andır. Üzerinize doğru gelen o yıkıcı dalga, o yeni sevgilinin sahte gülüşleri, sizin ruhunuza çarpmak yerine karşı tarafın korkularından ördüğü o duvara çarpar ve un ufak olur.
Kendini bilerek engelletmek, insanın kendi iradesinin bittiği yerde karşı tarafın zayıflığını kendine kalkan yapmasıdır. Canınızın yanacağını bildiğiniz bir geleceği, karşı tarafın elleriyle imha etmesini sağlarsınız.
Nihayetinde felsefe bize öğretir ki; kaderi değiştiremiyorsan, darbenin yönünü değiştireceksin. Hiçbir şey söylemeden gidenler, kendi korkularının ördüğü zindanda sahte özgürlükler yaşarken; o son hamleyi tasarlayanlar, tehlikenin gözünün içine bakarak o sahneden tek bir yara almadan çıkmayı bilirler.
Engelleyen el karşı tarafa ait olabilir, fakat o duvarı oraya diktiren, kendi kalbini korumak için hamleyi saniyeler öncesinden tasarlayan o mutlak iradenin ta kendisidir.