Büyüklerimiz birinden bahsederken “Sütü temiz, mayası sağlam” derlerdi. Bu söz, sadece bir soya çekim övgüsü değil, bir insanın karakter omurgasına, çocukken aldığı ahlak terbiyesine ve güvenilirliğine verilen en büyük onaydı.
Şimdilerde ise sabah selamlaştığımız komşudan, sırtımızı yasladığımız dosttan, akşam ekranlarda izlediğimiz siyasilere kadar uzanan geniş bir yelpazede öyle bir güruha rastlıyoruz ki, onlara en hafif tabirle “sütü bozuk” demekten başka çare kalmıyor.
Çünkü ahlaki yozlaşma, bireyin iç dünyasından başlayıp dalga dalga meydanlara, kürsülere ve ülkenin kaderine sirayet ederek koca bir sütü bozuklar çağı yaratıyor.Kişisel hayatımızda bu çürümeye ortak olmak; sizinle gülerken arkasından kuyu kazan, ekmeğini yediği tekneye pisleyen, iyiliğe kötülükle karşılık veren çiğliğin ta kendisidir.
Bu insanlar hayatı sadece kendi çıkarları, ihtirasları ve küçük hesapları üzerinden okurlar. İşin en acı tarafı ise, bu ahlaki yozlaşmanın günümüzde bir beceri, bir "uyanıklık" gibi pazarlanmaya çalışılması ve insanların peşinden sürüklendiği bir norm haline gelmesidir.
Sözünün arkasında durmayan, emanete hıyanet eden ve menfaati bittiğinde sizi bir mendil gibi kenara atan bu karakter yoksunları, toplumun en temel güven bağlarını sinsice kemiriyor.Aynı karakter yoksunluğu siyaset sahnesine taşındığında ve o kaygan zemine ayak bastığında ise yıkımı çok daha büyük oluyor.
Bugün hangi mahalleye, hangi siyasi kampa bakarsanız bakın, bu mayası bozuk yapıyı net bir şekilde görürsünüz.
Gücü eline geçirdiği an devletin imkanlarını kendi dehlizlerine akıtan, liyakati hiçe sayıp haksızlığı kural haline getiren zihniyet ne kadar ahlaki bir çöküş içindeyse; muhalefet sıralarına kurulup sadece eleştiren ama alternatifsiz kalan, halkın temiz umutlarını kendi koltuk ikballeri için basamak yapan samimiyetsizlik de aynı derecede bu çürümenin ortağıdır.
Menfaati bittiğinde yol arkadaşını satanla, davasını bir kenara atan figürlerin özü aynı kazanda kaynamakta, kitleleri de arkalarından bu girdaba sürüklemektedir.
Bir insanın sonradan aldığı diplomalar, taşındığı lüks makamlar veya üzerine geçirdiği ideolojik kılıflar, maalesef içindeki çiğliği gizlemeye yetmiyor.
Süt bir kere bozulmaya görsün, onu ne kadar kaynatırsanız kaynatın, hangi parlak amblemin arkasına saklarsanız saklayın, o pütürlü yapıyı ve kokuyu yok edemezsiniz.
Gerek sosyal hayatımızdaki o sahte dostlar, gerekse siyaset sahnesindeki bu ahlak yoksunları ilk kriz anında, çıkarlarının zedelendiği ilk dönemeçte gerçek yüzlerini hemen ele verirler.
Onlar için kutsal olan ne dostluktur ne de memleket sevdası; tek gerçekleri kendi egoları ve güç tutkularıdır.
Bugün hem bireysel hem de toplumsal olarak en büyük imtihanımız, hayatımızın her alanına sızmış bu sütü ve ahlakı bozuk figürlere karşı durabilmektir.
Kendi hayatımızdaki arsızı idare edip, başkasının yalanına ses çıkardığımız; kendi mahallemizin siyasetçisini “bizdendir” diye savunup, karşı mahallenin ahlaksızına taş attığımız sürece bu kısır döngüden çıkamayız. Çiğ süt emmiş insanın çiğliğini olgunlaştırmaya çalışmak beyhude bir çabadır.
Ruh sağlığımızı da memleketin geleceğini de korumanın tek yolu, rengi ve kimliği ne olursa olsun mayası temiz, ahlakı sağlam insanlarla yol yürümektir.
Kötülüğün sirke gibi tüm hayatımızı ekşitmesine izin vermemeliyiz.