Suna KAYIKCI
Suna KAYIKCI

Köşe Yazarı

Kalbin Seçimi mi, Egonun Oyunu mu?

5 dk okuma

"Kendimizi kandırmayı bırakalım: Geri döndüğünüz o güvenli liman asıl tercihiniz değil, egonuzun oyununda sığındığınız son çaresizliğinizdir."

Kalbin Seçimi mi, Egonun Oyunu mu?

Tercihler ile hataları birbirine karıştırmamak gerekiyor; çünkü bu ikisini bir tutmak, insanın kendi bencil kararlarına layık gördüğü ucuz bir aklama çabasından başka bir şey değildir.

 

Hayatın akışında her ikisiyle de karşılaşıyoruz ancak ruhumuzda ve arkamızda bıraktığımız enkazın boyutu taban tabana zıt oluyor.

 

 Genelde canımızı yakan ya da başkalarının canını yaktığımız her rezaleti "hata" torbasına atıp vicdanımızı rahatlatmaya çalışırız.

 

Oysa gerçek bu kadar masum değildir; insanı asıl yıkan, içten içe çürüten ve geceleri uykusuz bırakan şey hataları değil, bilerek ve isteyerek yaptığı o nankör tercihleridir.

 

 Bu çiğlik, özellikle aşk ve ilişkiler söz konusu olduğunda tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkar.

 

Kendimizi kandırmayı bırakalım: Birine gerçekten aşıkken, kalbinde ona ait yer tam anlamıyla doluyken, hayatına giren yeni bir heyecana karşı en ufak bir duygu besleyemezsin.

 

 Eğer o yeni heyecan hayatına sızabiliyor, kalbinin kapısını aralayıp orada kendine bir yer bulabiliyor ve bir alan açabiliyorsa, bu durum sert ve kaçınılmaz bir gerçeği suratına çarpar: O eski liman zaten kalbinde çoktan bitmiştir, silinmiştir ya da aslında oraya hiç ait olmamıştır.

 

Kalpteki o büyük boşluk ve tatminsizlik olmasa, yeni bir heyecanın gölgesi bile içeri adım atamaz.

 

 İşte tam bu kırılma noktasında insan, sergilediği bu iradesizliği anlık bir "gönül kayması" veya "hata" olarak nitelendirip arsızca geçiştirmek ister.

Oysa o kapıyı açmak, o flörte izin vermek bir hata değil; sadakati ve geçmişi çöpe atan net bir tercihtir.

 

Hata, doğası gereği bir bilgisizlik, dalgınlık ya da anlık bir öngöremezlik barındırır. Yol tabelasını yanlış okuyup başka bir sokağa sapmak bir hatadır.

 Tecrübesizliğin ya da anlık bir dikkatsizliğin sonucudur ve arkasında bir nebze de olsa masumiyet gizlidir. İnsan hata yaptığında canı yansa bile en azından "Bilmiyordum" diyebilir, faturayı şanssızlığa kesip işin içinden sıyrılabilir.

 Zamanla o kırgınlık geçer, öğrenilen bir ders olarak hafızada kalır.Fakat işin içine bencilce tercihler girdiğinde, oyunun rengi tamamen çirkinleşir.

 Eski limanın yokluğunu fark edip, hayatına o yeni heyecanı bir yara bandı gibi almak, onun duygularıyla oynamak bir tercihtir.

 Bu niteliksiz tercihin ardından, rüzgar tersine döndüğünde ya da yeni heyecanın büyüsü yerini sıradanlığa bıraktığında, o insanı da bir eşya gibi öylece ortada bırakıp yeniden eski limanına dönmeye çalışmak ise tam bir acizliktir.

 

 Üstelik geri dönüp bir de utanmadan "Asıl seni tercih ettim, hatamdan döndüm" masalları anlatmak, tercihlerin en iki yüzlü olanıdır. İnsan bu git-gelleri, bu omurgasız hamleleri hep "kafa karışıklığı" kılıfına uydurmaya çalışır. Kendine yalan söyler, çevresindekileri de bu tiyatroya alet eder.

 

 Oysa iki durum arasında mekik dokumak, birini bırakıp diğerine sığınmak, sonra yine eskisinin güvenli yanını özleyip geri dönmek bir anlık gaflet değildir.

 Her gidiş, her dönüş, her vazgeçiş ve her geri kabul, üzerine düşünülmüş, bencilce hesaplanmış ve karşı tarafı hiçe saymış birer tercihtir.

 

İşte bu yüzden tercihlerin açtığı yaralar asla kapanmaz ve muhatabının canını çok daha fazla yakar. Çünkü bu tehlikeli oyunun faturası önüne konduğunda, sığınacak hiçbir mazeret bulamazsınız.

 

 Ne şanssızlık, ne kader, ne de bir başkası. Aynaya bakmak ve "İki insanın hayatını ve duygularını, kendi doymak bilmez egom ve kararsızlıklarım için harcadım" gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalırsınız.

Kendi ellerimizle imzaladığımız o kirli kararların pişmanlığı, insanı içeriden içe kemiren amansız bir canavara dönüşür.

 

 Hatalar düzeltilir, telafi edilir ya da zamanla affedilebilir; fakat insanları birer seçenek gibi gören git-gellerle dolu yanlış tercihlerin, kırılan gururların ve darmadağın edilen kalplerin getirdiği ağır yükü insan ömür boyu görünmez bir pranga gibi ruhunda taşır.

Bu yazıyı paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.