Modern ilişkilerin en tehlikeli hastalığı, birinin sadakatini ve sabrını bencilce sömürmektir.
Bir tarafta tüm samimiyetiyle yol gözleyen, hayatını ve kalbini dondurup sadakatle bekleyen bir insan; diğer tarafta ise bu bağlılığı cebe koyup hayatına yepyeni insanları alan, tenini ve ruhunu başkalarıyla paylaşan bir figür.
Bu bir yol ayrımı ya da "zamana ihtiyaç duymak" değildir; bu, bir insanın gururunu ve emeğini bilerek, isteyerek ayaklar altına almaktır.
Net olarak söylüyorum: Sizi bir kenarda yedekte tutarken başkalarının hayatına giren insanları asla affetmeyin.
Affetmek, bazen büyüklük değil, kendinize yaptığınız en büyük haksızlıktır.
Sizin kutsal saydığınız o bekleme süreci, karşı taraf için sadece yeni bir liman bulana kadar sığınılan geçici bir duraktan ibaretmiş.
Siz onun için zamanı durdurmuşken, onun çoktan yollara koyulup başkalarında teselli aradığını görmek, bir insanın yaşayabileceği en ağır değersizlik hissidir.
Kendinizi koca bir "keşkeler" ve pişmanlıklar denizi içinde bulursunuz.
"Keşke bu kadar inanmasaydım, keşke ömrünü değmeyecek bir hayale harcamasaydım" dersiniz. İşte tam da bu yüzden affetmemelisiniz; çünkü o keşkelerin müsebbibi, sizin saf duygunuzu bir oyalama taktiği olarak kullanan o bencil ruhun ta kendisidir.
Neden Affetmemelisiniz?
Suistimal edilen sadakat: Sizin gösterdiğiniz o asil bağlılık, karşı tarafın gözünde sadece bir "garanti seçeneği" olarak görülmüştür.
Zaman hırsızlığı: Sizin durdurduğunuz o en kıymetli yıllarınız, başkalarının kollarında fütursuzca harcanmıştır.Güvenin katli:
Hayatına başkalarını alarak size en büyük ihaneti eden biri, gelecekte de aynı yarayı açmaktan çekinmeyecektir.Bir insan yerinizin bu kadar kolay ve gürültüsüzce doldurulabildiğini gördüğünde, içindeki o son umut ışığı da söner.
Aslında umudun bitmesi, bu hikayenin en özgürleştirici anıdır. Çünkü umut bittiğinde acı yerini derin bir uyanışa bırakır.
Karşı tarafın sadakatsizliğiyle yüzleşmek, bir illüzyonun sonudur.
O insanı affetmek, size kendinizi "hiçmiş gibi" hissettiren o bencil zihniyete ortak olmak, kendi kendinizi bir kez daha değersizleştirmektir.
Unutmayın ki sadakat, sadece hak edene sunulan bir lütuftur. Sizi bekletip başkalarıyla gününü gün eden, tenine ve kalbine yabancı elleri değdiren birine gösterilecek hiçbir müsamaha yoktur.
Affetmek, o kişinin vicdanını rahatlatmaktan başka hiçbir işe yaramaz.
Bırakın vicdanlarıyla baş başa kalsınlar.
Siz ise harcanan zamanın pişmanlığını bir kenara bırakıp, umudun bittiği o yerden kendi değerinizi haykırarak ayağa kalkın.
Çünkü kendinize olan saygınız, sadakatsiz birinin affından çok daha kutsaldır.