Suna KAYIKCI
Suna KAYIKCI

Köşe Yazarı

Savaşın Kanlı Denklemi: Baştakilerin Zaferi, Toplumun Yok Oluşu

5 dk okuma

Manşetlerin Ardındaki Gerçek: Koltukların Gölgesinde Yok Olan Hayatlar ve Sahte Cennetler .Oysaki, ateşin düstüğü her yer Cehennem..

Savaşın Kanlı Denklemi: Baştakilerin Zaferi, Toplumun Yok Oluşu

Tarih sayfaları, güç hırsıyla gözü dönmüş liderlerin çıkardığı savaşları ve bu savaşların gölgesinde yok olan medeniyetleri anlatan trajik hikayelerle doludur.

İnsanlık ne yazık ki çağlar geçse de bu karanlık döngüden ders çıkarmayı başaramamıştır. Bugün de dünyanın farklı coğrafyalarında yankılanan bomba sesleri, bize değişmeyen kahredici bir denklemi fısıldamaktadır: Savaşlar, hiçbir zaman onu başlatanların cephede can verdiği, bedel ödediği yerler olmamıştır.

 Siyasetin konforlu odalarında, haritalar üzerinde yapay kırmızı çizgiler çizenler için savaş, sadece stratejik bir hamle, bir satranç tahtası ve güç devşirme aracıdır.

 Ancak o haritaların altındaki gerçek topraklarda yaşayan halklar için savaş; kan, gözyaşı ve mutlak bir yok oluştur.

Bugün küresel ölçekte sahnelenen bu kanlı tiyatroyu izlerken, adaletsizliğin en çıplak halini görüyoruz.

Baştakiler, kameralar karşısında attıkları hamasi nutuklarla, kitleleri peşinden sürükledikleri ideolojik sloganlarla kendi kalelerini tahkim etmektedir.

 Kendi çocuklarını, yakınlarını ve servetlerini güvenli limanlarda, lüks sığınaklarda tutan bu elit azınlık; saraylarında, korunaklı malikanelerinde ve steril diplomatik koridorlarında mutluluk pozları vermeye devam etmektedir. Onlar için atılan her bomba, borsadaki bir hissenin yükselişi, daha fazla toprak, daha fazla yeraltı kaynağı ve koltuklarını biraz daha sağlama almak demektir.

Masumların çığlıkları, bu elitlerin müzikli salonlarına ulaşmamakta, sarayların sahte neşesini gölgeleyememektedir.

 Onlar, yarattıkları yıkımın uzağında, kazandıkları yapay zaferlerin sarhoşluğuyla sahte bir cenneti yaşamaktadır.Peki, bu sırada madalyonun diğer yüzünde, o süslü nutukların sustuğu sokaklarda ne olmaktadır?

Savaşın asıl, gerçek ve en ağır faturasını, bombaların nereye düşeceğini seçme hakkı olmayan masumlar ödemektedir.

 Sokaklarda özgürce koşması, parklarda oynaması gereken çocuklar, toprağına hayat veren çiftçiler, geleceğe dair temiz hayaller kuran gençler kalleşçe can vermektedir.

Savaşın karanlığı, hiçbir suçu ve günahı olmayan sivillerin üzerine bir kabus gibi çökerken; geride sadece parçalanmış bedenler, feryat eden anneler ve sonsuza kadar sönmüş ocaklar kalmaktadır. Siyasetçilerin masalarında birer "istatistik" veya "yan zayiat" olarak görülen her bir can, aslında bir annenin evladı, bir çocuğun babası, bir ülkenin geleceğidir.

 Masumların kanı ve kemikleri üzerine inşa edilen hiçbir başarı, hiçbir fetih ve hiçbir siyasi zafer gerçek bir başarı olamaz; aksine insanlığın en büyük utancıdır.

Bu sürecin en korkunç yanı ise, koca bir toplumun sessizce ve derinden yok oluşudur. Savaş sadece binaları, köprüleri veya altyapıları yıkmaz; bir toplumu bir arada tutan görünmez bağları havaya uçurur.

 Toplumsal güveni, nesiller boyu biriken kültürü, ahlaki değerleri ve en önemlisi "yarın" umudunu yok eder. İnsanlar can havliyle yerinden yurdundan edilir, mülteci konumuna düşürülür,

 aileler paramparça olur.

 Geriye sadece travmalarla dolu, köklerinden koparılmış, hayatta kalma güdüsü dışında her şeyini yitirmiş köksüz bir kalabalık kalır. Baştakiler kendi korunaklı dünyalarında güç ve mutluluk oyunu oynarken, koca bir halkın kimliği, hafızası ve geleceği göz göre göre tarih sahnesinden silinip gitmektedir.

Toplum, liderlerin hırsları uğruna adeta bir kurban gibi sunulmaktadır.

Nihayetinde barış, sadece silahların susması veya egemen güçlerin kağıt üzerinde imzaladığı ateşkes antlaşmaları demek değildir. Gerçek barış; gücü elinde bulunduranların değil, en zayıf ve savunmasız olan masumların yaşama hakkının garanti altına alınmasıdır.

 Gücü elinde tutan bir avuç azınlığın mutluluğu ve zenginliği için koca toplumların feda edilmediği bir dünya düzeni kurmak, insanlığın önündeki en büyük ve en hayati sınavdır.

 Unutulmamalıdır ki, masumların ahı ve çığlıkları üzerine kurulan hiçbir taht kalıcı olmamıştır ve tarih, o tahtların yıkılışını da yazmıştır.

 İnsanlık, sarayların sahte ve bencil neşesini değil, sokakların adil, güvenli ve gerçek barışını hak etmektedir.

Bu yazıyı paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.