Suna KAYIKCI
Suna KAYIKCI

Köşe Yazarı

YAŞASIN HATALARIMIZ

6 dk okuma

Aldığımız kararların pişmanlığıyla sahte mutluluklar oynarken, bizi kurtaracak tek şey maskesiz bir sarılma ve bir dost elidir.

YAŞASIN HATALARIMIZ

Maskelerin Ardındaki Cesaret: Kararlar, Pişmanlıklar ve Hata Yapma Özgürlüğü

 Hayat, her sabah önümüze açılan bembeyaz bir sayfa gibi görünse de, aslında geçmişte aldığımız kararların, verdiğimiz ödünlerin ve ıskaladığımız ihtimallerin gölgesinde şekillenir. Modern zamanların insanı, durmaksızın kusursuz seçimler yapmak zorunda hissettiği amansız bir yarışın içinde. Bu yarışın en ağır faturası ise ruhumuza kesiliyor: Yanlış yapma korkusuyla felç olan iradeler, alınan kararların ardından gelen derin pişmanlıklar ve nihayetinde etrafa sergilenen o sahte, yorucu "her şey yolunda" tiyatrosu.Oysa insanı büyüten şey mutsuzluğunu gizlediği o parlak maskeler değil; hata yapma riskini göze alabildiği o cesur anlar ve düştüğünde kendisine uzanacak bir dost eline olan inancıdır.

Seçimlerin Ağırlığı ve Pişmanlığın

 PrangasıYaşamak, en basit tanımıyla bir seçimler bütünüdür. Her "evet", arkasında binlerce "hayır" bırakır. Seçtiğimiz yolun bizi nereye götüreceğini bilmeden yürürüz ve bazen vardığımız durak, hayal ettiğimiz o güneşli meydan olmaz. İşte tam o an, zihnin en karanlık köşesinden o tanıdık ses yükselir: "Keşke farklı karar verseydim."Pişmanlık, insanın kendi geçmişiyle giriştiği, galibi olmayan bir savaştır. Yanlış bir meslek seçimi, aceleyle atılmış bir imza, bitirilmesi gerekirken uzatılan bir ilişki ya da zamanında söylenmemiş bir çift söz... Aldığımız kararların faturası mutsuzluk olarak önümüze geldiğinde, hatayı kabullenmek yerine dünün "keşke"lerine sığınırız. Pişmanlık duymak insani bir duraktır, ancak orada kamp kurup yaşamak, bugünü ve yarını geçmişin karanlığına mahkûm etmektir.

Mutluluk Vitrini ve Sahte Kahkahalar

Aldığı kararların sonucunda mutsuzluğa düşen modern insan, bu duyguyla yüzleşmek yerine çok daha konforlu ama bir o kadar da zehirli bir yönteme başvuruyor: Mutluymuş gibi yapmak. Sosyal medyanın, toplumsal beklentilerin ve "her an pozitif olmalısın" dayatmasının yarattığı bu illüzyon çağında, mutsuz olmak bir başarısızlık kriteri gibi sunuluyor.İçimiz kan ağlarken dışarıya gülücükler saçmak, ruhun kendi kendine uyguladığı en büyük şiddettir. Aynadaki solgun yüzümüzü kapatmak için taktığımız o neşeli maskeler, bir süre sonra yüzümüze yapışır ve bizi kendimize yabancılaştırır. Mutluymuş gibi yapmak, acıyı yok etmez; sadece onu derinlere, kimsenin göremeyeceği mahzenlere gömer. Ve o mahzen bir gün elbet taşar. Gerçek şu ki, insan sadece mutlu olduğunda değil, üzüldüğünde, kırıldığında ve hatta dibi gördüğünde de insandır.

Yanılgının Asaleti ve İlacımız:

Gerçek Sevgi Peki, bu pişmanlık sarmalından ve sahte mutluluk rollerinden kurtulmanın yolu nedir? 

Cevap, kusursuz olma çabasını tamamen terk etmekte, hata yapmanın asaletini kabul etmekte ve en önemlisi, yanımızdaki insanlara karşı duvarlarımızı indirmekte yatıyor.Hata yapmaktan korkmak, potansiyelimizin üzerine kilit vurmaktır. Yanılmaktan, eleştirilmekten ya da kaybetmekten korktuğumuz için alamadığımız her karar, bizi başkalarının yazdığı senaryoları oynamaya zorlar. Oysa hata yapabilen insan, deneyen insandır. Ve insan, düştüğünde arkasında bir ordu varmış gibi hissettiren gerçek sevgiyi bulduğunda hata yapmaktan korkmaz.Gerçek sevgi; bir insanı sadece kazandığı zaferlerle, neşesiyle ya da takındığı o mutlu maskeyle kabul etmek değildir. Onun yenilgilerini, kırgınlıklarını ve yanlış kararlarını da kucaklayabilmektir. Hayatın fırtınalarında, aldığımız yanlış bir kararın ortasında, hiçbir yargılama ve eleştiri barındırmadan uzanan bir dost eli, dünyadaki en büyük kalkandır. O el, "Buradayım, seninleyim ve ne olursa olsun yanındayım" diyen gerçek bir yardımın somut halidir.

Sarılmanın İyileştirici Gücü Bazen kelimeler tükenir.

Yanlış kararların getirdiği mutsuzluk girdabında boğulurken, birinin bize uzun uzun teselli cümleleri kurmasına ihtiyacımız yoktur. Sadece samimi, sıcacık bir sarılmaya ihtiyaç duyarız. Güven veren bir göğse başını yaslamak, kelimelerin bittiği yerde kalplerin konuşmasıdır.

Sıkıca sarılmak, insana yalnız olmadığını, tüm o hatalarına ve pişmanlıklarına rağmen hala değerli olduğunu fısıldar. O an, etrafa karşı oynamak zorunda kaldığımız "mutluymuş gibi yapma" tiyatrosu son bulur; maskeler düşer, ruh nefes alır. Hayatımızda en az bir kişinin varlığı, bizi "her şeyi tek başıma göğüslemek zorundayım" yükünden kurtarır. Yanında korkusuzca ağlayabildiğiniz, gardınızı düşürebildiğiniz o kişi, sizin bu hayattaki en güvenli limanınızdır.Maskeleri Düşürme Zamanı

 Hayat, her anı zaferlerle dolu bir kutlama belgeseli değildir; düşe kalka yürünen uzun, engebeli bir patikadır. Aldığımız kararlar bizi bazen hüsrana uğratabilir, bizi mutsuz kılabilir. Bu mutsuzluğu yaşamak, onun yasını tutmak ve "Evet, bu kez yanlış karar verdim" diyebilmek, sahte bir neşeyle etrafa gülücükler saçmaktan çok daha değerlidir.Gelin, bugünden tezi yok kendimize hata yapma hakkı tanıyalım. Geçmiş kararların pişmanlığını sırtımızda bir yük gibi taşımaktan vazgeçip, onları birer yaşam tecrübesi olarak heybemize koyalım. Yanımızdaki dostun elini sıkıca tutalım, bize uzanan gerçek sevgiye kapılarımızı açalım ve sevdiklerimize daha sık, daha samimi sarılalım. Maskeleri düşürelim; çünkü ancak kendi mutsuzluğumuzla samimiyetle yüzleşebildiğimizde ve bir dostun omuzunda teselli bulabildiğimizde, gerçekten mutlu olmanın kapısını aralayabiliriz.

Bu yazıyı paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.